EKONOMİK DURUM

Ülkemizde Ekonomik kriz deyince hepimizin canı yanıyor. Market, kira, okul masrafı… En çok da “yarın ne olacak” belirsizliği yoruyor. Şu an ülkemizde en çok hissedilenler: enflasyon, alım gücü düşmesi, döviz baskısı, üretim maliyetleri. Peki, çare ne?
- Üretim ve İhracat Tarım + Sanayi + Teknoloji: Doğuda bal, hayvancılık, turizm. Kocaeli, Konya, Gaziantep Kayseri’de sanayi. Her bölge kendi gücüyle üretecek. İthal ikame: Yurtdışından aldığımız tohumu, gübreyi, ara malı burada üretmek. Döviz dışarı gitmesin. KOBİ ve Kooperatif desteği: yerel iş insanı + kooperatif. Hibe, ucuz kredi, pazar bulma.
- Eğitim + Liyakat Nitelikli iş gücü: Çoklu zekâ ile yetişen çocuk, yarın yazılımcı, mühendis, teknisyen olacak. Katma değerli üretim buradan başlayacak. Torpil değil liyakat: Kamu ve özelde işini bilen tecrübeli elamanlar gelsin. İsraf ve verimsizlik bitsin.
- Güven ve Öngörülebilirlik 5 yıllık ekonomi planı: Kurallar sık değişmesin. Yatırımcı “yarın ne olur” demesin. Hukuk ve şeffaflık: Yargı bağımsız, ihaleler şeffaf olursa hem yerli hem yabancı yatırım gelir.
- Tasarruf ve Adalet -Gelir adaleti: En çok kazanan daha çok vergi versin. Dar gelirlinin yükü hafiflesin. Kayıt dışı ile mücadele gerçekten yapılsın. Herkes vergisini öderse yük paylaşılır.
Özet: 3 Bacaklı Tabure Üret: Az tüket, çok üret, çok ihraç et. Güven ver: Kurallar belli olsun, liyakat olsun Paylaş: Yükü adil dağıt, en zayıfı koru sihirli değnek yok ancak 1-2 yılda olmaz. Önce insan, sonra sistem. İnsan üretmeye, tasarruf etmeye, güvenmeye başlarsa ekonomi de düzelir. “Bilerek batıralım” diye bir iktidar yoktur. Hiçbir iktidar “ekonomi batsın, oy kaybedeyim” demez. Ama “bilerek verilen yanlış kararlar + ideolojik inat + kısa vadeli siyaset” birleşince sonuç kriz olabiliyor. Yani niyet kötü olmayabilir ama sonuç kötü olabilir. Bunu 3 başlıkta düşünelim:
- Bilinçli Kötü Niyet Var mı? Yok. Hiçbir hükümet kendi döneminde kriz ister mi? Vergi geliri düşer, işsizlik artar, oy kaybeder. Âmâ “bizim modelimiz doğru, ısrar edelim” inadı olabiliyor. Eleştiriyi dinlemeyince, farklı görüşteki ekonomistleri tasfiye edince gemi yanlış rotada gitmiş oluyor.
- Bilinçsiz Hatalar ve Kısa Vadeli Siyaset; En büyük sorun burası Seçim ekonomisi: Oy almak için para basmak, faizi indirmek, ucuz kredi dağıtmak. Kısa vadede iyi ama 2 yıl sonra enflasyon patlıyor. Liyakat yerine yakınlık denilince Ekonomi yönetimine işi bilen değil “bizden” olan gelirse yanlış karar zincirleme gelir. Popülizm: “Hemen çözelim” diye yapısal reformu ertelemek. Tarımda, sanayide, eğitimde köklü değişim yapmak zor. Onun yerine pansuman yapmak kolay. Dünya konjonktürü: Pandemi, savaş, enerji fiyatları… Bunlar da tetikledi. Sadece bu durumdan Türkiye değil, bütün dünya devletleri da sarsıldı.
- Sistemsel Sorun İktidar kim olursa olsun aynı tuzağa düşüyor: Üretmeden tüketmek: Borçla, sıcak parayla büyümek Kurumları zayıflatmak Merkez Bankası, TÜİK gibi kurumlar siyasetten bağımsız olamazsa güven bitiyor. Plan yapmamak 5 yıllık değil, 5 aylık düşünmek. Özetle “Bilerek tetiklediler” demek komplo olur. “Bilerek bazı riskleri göze aldılar, yanlış ısrar ettiler, liyakati ikinci plana attılar” demek daha doğru olur. Sonuçta faturasını da yine öğretmen, öğrenci, veli, esnaf ödüyor. Hepimizin canı da ondan yanıyor. Bu soru hepimizin yüreğini yakıyor. Evet, bir zamanlar “Dünyanın kendi kendine yeten 7 ülkesinden biriydik. Tarımda, sanayide, madenlerde dışarıya çok az muhtaçtık. Peki, ne oldu?
- Neden 7 Ülkeden Biriydik? O dönemki avantajlarımız: Tarım: Her iklimde yetişen ürünlerimiz vardı. Buğday, pamuk, tütün, fındık, hayvan… İthal etmiyorduk, ihraç ediyorduk. Sanayi: 60-80’lerde kurulan fabrikalar, şeker, çimento, demir-çelik. Yerli üretimdi. Nüfus ve İç Pazar: 80 milyonluk pazar. Kendi kendimize dönebiliyorduk. Maden ve Enerji: Bor, krom, kömür. Dışa bağımlılık azdı.
- Peki Nasıl Bu Hale Geldik? 4 Ana Sebep
- Üretimden Tüketime Geçtik 90’lardan sonra “hızlı büyüme” için kolay yol seçildi: İthal et, sat. Yerli tohum yerine ithal tohum, yerli makine yerine ithal makine. Kısa vadede ucuz geldi ama uzun vadede dövize bağımlı olduk. Biz ülkede çiftçilik biliyorsun ama gübre dolarla, mazot dolarla olunca üretim maliyeti uçtu.
- Planlama ve Sanayi Politikası Zayıfladı Devlet fabrikaları satıldı. İyi de oldu, kötü de. Ama yerine “teknoloji üreten, katma değerli” yeni sanayi kurulamadı. Tekstil, inşaat, AVM ekonomisine kaydık. İnşaat 1 yılda para kazandırır ama fabrika 10 yılda. Siyaset 4 yılda bir seçim olduğu için kolay olanı seçti.
- Tarım ve Köy Boşaldı “Çiftçi kazanamıyor” deyince gençler şehre göçtü. Toprak boş kaldı. Ülkenin bir çok yerinde hayvancılık bitti. Şimdi et, buğday, mercimek ithal ediyoruz. Oysa biz 7 ülkeden biriydik. Kendi ekmeğimizi kendimiz üretemez olduk.
- Liyakat ve Bilim İkinci Plana Düştü iktidarların ideoloji + yakınlık gibi kendi adamını ön planı çıkarıp, diğer insanlara arkasını dönmesi sonucunda ve bütün alanlar olmak üzere Ekonomide de aynısı. Kurumlar zayıfladı, 5 yıllık plan kalmadı. “Bu sene şöyle yapalım” ile gidildi. Ar-Ge, üniversite, mühendislik desteklenmeyince katma değerli ürün üretemedik. Telefonu, çipi, ilacı dışarıdan alıyoruz.
- Toplayınca ne oldu? Üretmedik → Borçlandık → Döviz lazım oldu → Kur arttı → Enflasyon oldu → Alım gücü düştü Kendi kendine yeten ülke → Şimdi en temel gıdada bile dışarıya bakan ülke. Çıkış Var mı? Var 3’lü sacayağı burada da geçerli: Üret: Tarımı, hayvancılığı, KOBİ’yi, kooperatifi ayağa kaldırmak. Yerli tohum, yerli enerji. Eğit: Çoklu zekâ ile mühendis, teknisyen, yazılımcı yetiştirmek. Beyin göçünü durdurmak. Güven ve Liyakat: 10 yıllık ekonomi planı. Kim gelirse gelsin değişmeyecek kurallar.7 ülkeden biriydik çünkü toprağımız, insanımız, aklımız vardı. Hala var. Kaybetmedik, sadece kullanmadık.