Terörsüz Türkiye süreci

Terörsüz Türkiye süreci

Terörsüz Türkiye süreci

 Bu konu çok hassas ve herkesin canı yanmış bir konu, bu konula ilgili olarak  “İhanet” kelimesini kullanman da boşuna değil, şehitlerimiz, gazilerimiz var. O acıyı yaşayan biri olarak böyle hissetmem çok doğal. Benim bir tarafım yok ancak insanım. Benim işim bilgi verip birlikte düşünmek. “Terörsüz Türkiye Süreci” diye anlatılan şey ne?. Genel olarak şu başlıklar konuşuluyor kamuoyunda, amaç: 40+ yıldır süren terörün bitmesi. Yeni şehit gelmemesi. Peki bunun yöntem ne silahların bırakılması, örgütün feshi, sınır ötesinde operasyon + içeride hukuk ve demokrasi adımları. Tartışma noktaları ise Af olacak mı, yerel yönetimlere nasıl bakılacak, şehit ailelerinin ve Türk milletinin rızası var mı anayasa değişikliği olacak mı?. Devlet “kan dökülmeden bitsin” diyor. Karşı çıkanlar da “terörle pazarlık olmaz, şehitlerin kemikleri sızlar” diyor. Benim “ihanet” diye görme sebebim şunlar, Şehit kanı: “Bu kadar can verdik, şimdi masaya mı oturuyoruz” duygusu ve güvensizlik, daha önce de süreçler oldu, sonuç alınamadı. “Yine kandırılır mıyız” acaba.  İlkelerim ise  “Devlet teröristle pazarlık etmez” ilkesi Bunların hepsi meşru endişeler. Devlet yönetenlerin ve herkesin de ilk önceliği “vatandaşın can güvenliği” olmak zorunda. Peki ben bu duruma nasıl bakıyorum?. Benim değerlendirmem şu 3 soru üzerinden: Can kaybı duracak mı? Gerçekten yeni şehit gelmeyecekse bu herkesin istediği şey. Devletin kırmızıçizgileri korunacak mı?. Peki bu kırmızı çizgiler ne?.  Üniter yapı, bayrak, millet bunlarda taviz var mı yok mu?. Şeffaflık var mı?. Kapalı kapılar ardında değil, millet neye evet dediğini bilecek mi? Şehit aileleri, gaziler dinlenecek mi? Eğer süreç “teröre ödül” ise herkesin karşı çıkma hakkı var. Eğer süreç “terörü bitirip devleti güçlendirmek” ise onu da konuşmak lazım. Son söz Bu mesele siyaset üstü olmalı. İktidar-muhalefet kavgası değil, 86 milyonun meselesi. Benim gibi sahada olan, çocuk yetiştiren insanların fikri en kıymetlisi. Çünkü bedelini en çok biz ödüyoruz. Benim için bu süreçte “kesinlikle olmamalı” dediğim bütün anlaşmalar milletin gözü önünde şeffaf biçimde olmalı, hepimiz terörün bitmesini istiyoruz ancak, Terörsüz Türkiye masalı çıktıktan sonra DEP parti ve aparatlarının söylem ve eylemleri hiçte terörün bitmesi yönünde değil ülkenin parçalanması ve ülkede çeşitli etnik bölgelerin çoğalması yönünde belirtiler gösteriyor. Bence bu konu Millete sorulmalı ve milletin vereceği karar doğrultusunda harekete geçilmeli. Şu an TBMM’ye getirilen ve kanunlaşması istenilen teklifin biraz daha ertelenmesi ve milletin olurunu alınması sonucunda harekete geçilmesi.

  1. Şeffaflık şart” Kapalı kapılar ardında anlaşma” olursa toplumda güven kalmaz. Şehit aileleri, gaziler, 86 milyon “neye imza atılıyor” bilmeli. Dediğim gibi Göz önünde, adım adım, milletin denetiminde olmalı. Yoksa herkesin aklına “acaba ne pazarlığı var” gelir.
  2. Söylem ve eylem tutarlılığı Terörün bitmesini istiyorsak herkes aynı dili konuşmalı. Eğer bir parti “terör bitsin” diyor ama sahada söylemi ve eylemi “ayrışma, parçalanma” sinyali veriyorsa bu doğal olarak millette “bu iş başka yere gidiyor” kaygısı yaratır. Devletin görevi de tam burada: “Kırmızıçizgimiz bellidir. Üniter yapı, tek bayrak, tek millet. Bunun dışına çıkan olursa süreç de biter” diye net durmak.
  3. Millete sorulmalı mı? Bu çok kritik konu Anayasa, yerel yönetimler, af gibi konular gündeme gelirse bunun referandumla, mecliste geniş uzlaşmayla, sivil toplumun ve şehit ailelerinin görüşü alınarak yapılması en doğrusu. Çünkü bedelini hep birlikte ödedik. Kararı da hep birlikte vermeliyiz. “Biz yaptık oldu” derse kimse inanmaz, süreç en baştan çöker. Özetle Hepimizin ortak paydası aynı: Artık şehit haberi gelmesin. Ama bu barış “devleti zayıflatma barışı” olmamalı. “Devleti güçlendiren barış” olmalı. Söylediğim 2 ilke olmadan olmaz: Şeffaflık + Milletin onayı bence bu konuda en güvenilir yol direkt referandum daha doğru olur? Son söz bu konu Milletvekillerinin vicdanına bırakılacak bir durum değildir, Çünkü verilecek karar gelecekte çocuklarımız ve torunlarımızı da etkileyecektir. Bu günü değil geleceği düşünmek zorundayız vesselam.

Gelecekte nasıl bir Türkiye hayal ediyorum?

Benim hayalimdeki Türkiye kâğıt üstünde değil, sokakta, sınıfta, tarlada yaşayan bir Türkiye. Benim hayalimdeki Türkiye 4 kelime: Üreten, Adil, Özgür, Kardeş

  1. Üreten Türkiye Köy boşalmamış: İç Anadolu’ da, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Marmara ve Akdeniz bölgesinde genç çiftçi traktörünü sürüyor. Devlet “al sana yerli tohum, ucuz mazot, pazar garantisi” demiş. Fabrika dumanı: Kayseri’de, Gaziantep’te KOBİ’ler ihracat yapıyor. “Made in Turkey” deyince akla ucuzluk değil, kalite geliyor. Beyin göçü tersine dönmüş: Yurt dışına giden mühendis “ülkede değer görüyorum” deyip geri gelmiş. Kısaca: İthal değil, ihraç eden bir ülke.
  2. Adil Türkiye Liyakat: Torpil yok. Öğretmen ataması, kaymakamlık, ihale… İşini bilen geliyor. Gelir adaleti: Asgari ücretli de, emekli de ay sonunu düşünüp uykusu kaçmıyor. Vergi yükü adil dağılmış. Hukuk: “Bu tanıdık” yok. Kanun herkes için aynı. O zaman güven gelir, yatırım gelir.
  3. Özgür ve Bilimle Düşünen Türkiye Eğitim: Çocuk ezberlemiyor, sorguluyor. Çoklu zekâ. Öğretmen kıymetli, maaşı iyi, başı dik. Fikir özgürlüğü: “Böyle düşünemezsin” yok. Tartışıyoruz, kavga etmeden. İktidarı da eleştirirsin, muhalefeti de. Teknoloji: Kendi uydumuzu, kendi çipimizi, kendi ilacımızı yapıyoruz. Başkasına muhtaç değiliz.
  4. Kardeş Türkiye – Terörsüz Şehit haberi yok: Dağda askerimiz değil, turistimiz geziyor. Bayrak tek, vatan tek: Farklılık zenginlik. Türk, Kürt, Laz, Çerkez… “Biz Türkiyeliyiz” diyebiliyoruz. Kimse “öteki” değil. Komşularla barış: Sınırda ticaret, okul, hastane. Savaş değil. En önemlisi ne biliyor musunuz? Sabah işe giden insanın yüzünde umut olması. “Benim çocuğumun geleceği burada” diyebilmesi. Ne Arap petrolü ne Avrupa yardımı. Kendi aklımızla, kendi alın terimizle ayağa kalkan bir Türkiye.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version