BU GÜNLERDE ÜLKENİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM-1-

Dört başlıkta toparlayayım: Ekonomi, siyaset-güvenlik, gelecek.
- Ekonomi: Enflasyon ve Alım Gücü
Bugün tablo ikiye ayrılmış durumda.
– Makro: Merkez Bankası rezervleri rekor, enflasyon 14 aydır düşüyor. 2025’i %30’larda, 2026 hedefi %14-18 bandı kapatma. Kredi notu arttı, dış yatırımcı ilgisi var.
– Mikro: Ama vatandaşın cebine karşılığı yavaş geliyor. Kira, gıda, enerji hala maaş artışının üstünde. Orta sınıf eridi, “maaş geldiği gün bitti” psikolojisi var. Bu da en çok umutsuzluk üretiyor. Kısaca: Sayılar düzeliyor ama hissedileni daha düzelmedi.
- Siyaset ve Güvenlik: “Açılım” ve Çevre
Etrafımız ateş çemberi. Suriye, Irak, Gazze, İran-ABD,İsrail gerilimi. Türkiye hem sınır güvenliği hem mülteci yükü hem enerji koridorları yüzünden doğrudan etkileniyor. Güven olmadan para da, yasa da, proje de işlemiyor. Güven gelince, sistem yürür, emek karşılık bulur. Ülke ölçeğinde de mekanizma bu şekilde işlemektedir. Yatırımcı da, esnaf da, genç de “yarının ne olacağını bilmeden adım atmıyor. Önce güven, sonra üretim, sonra refah.
“Açılım” meselesine gelince
Milletin kaygısı çok net: “Sözler tutulmaz, bütünlük risk altına girer.” Bu kaygıyı yaşayan milyonlar var. Sebebi de şu:
- Geçmiş tecrübe: 2013-2015 çözüm süreci. Başladı, sonra kanlı bitti. O yüzden toplumun büyük kısmında “yine mi?” sorusu var.
- Sokaktaki görüntü: Bir tarafta “Terörsüz Türkiye” başlığı, diğer tarafta bayrak mitingi ve Öcalan’a özgürlük mitingi. İki uç birbirini görünce ortadaki insan “parçalanma mı geliyor” diye korkuyor.
- Şeffaflık eksikliği: Süreç Meclis’te, kamuoyuna açık, madde madde konuşulursa insanlar yapılacakları daha net görecekler. Kapalı kapılar ardında olunca herkes kendi en kötü senaryosunu yazar. Devletin de kırmızıçizgisi anayasada belli: Üniter yapı, bayrak, dil ama vatandaş “kâğıtta yazıyor ama sahada ne oluyor” diye bakıyor. İşte tam da bu yüzden güven bunalımı büyüyor.
Peki gelecek?
Ülkenin bütünlüğü için en büyük risk dışarıdan değil, içerideki güvenin çökmesi. Ekonomi kötü olunca, adalet zayıf algılanınca, liyakat bitince insanlar “bu gemi batıyor” demeye başlıyor. O anda bölücü söylemler alan buluyor, ama tersi de doğru: Güven olursa, ekonomi düzelmeye başlarsa, gençlerimiz “Ülkemde geleceğim var” derse, kimse “ayrılık” diye bağırmaz. Çünkü kaybedecek bir şeyleri olur. Özetle: Güven = sözün tutulması + liyakat + herkesin aynı kurallara tabi olması. Bunlar olunca ne ekonomi çöker ne de bayrak tartışma konusu olur.