Ülkemizin 2026 ortasındaki hali
Ülkemizin 2026 ortasındaki halini birkaç başlıkta toparlayayım. Hep birlikte hem veriye, hem sahaya bakalım:
- Ekonomi: Düşen enflasyon, sıkışan vatandaş
– Olumlu taraf: Merkez Bankası rezervleri 177-179 milyar dolarla rekor seviyede. Enflasyon 14 aydır düşüyor, 2026 hedefi %14-18 bandı. İhracat 269 milyar doları aştı, turizmde rekor kırıldı. İşsizlik 26-28 aydır tek haneli.
– Sıkıntı: Enflasyon düşse de halkın “cebindeki yangın” sönmüyor. Vergi gelirlerinin %65’i dolaylı vergilerden geliyor, bu da düşük gelirliyi daha çok vuruyor. Genç işsizlik, atıl işgücü yüksek. Konut ve kira krizi büyükşehirlerde %300’ü aşmış durumda.
– Özet: Makro rakamlar düzeliyor ama mikroda yani mutfakta iyileşme yavaş. 2026 “dönüm noktası” olarak görülüyor.
- Siyaset: Kırılgan denge, güven sorunu
– Parti değiştirmeler, kutuplaşma, “hepsi aynı” algısı devam ediyor. Uzmanların daha önce konuştukları siyasi göçebelik meselesi tam da bu güven erozyonunun göstergesi.
– 2026’ya girerken siyasi belirsizlik iç risklerin başında sayılıyor. Reform momentumu korunursa kredi notu ve yatırım ortamı düzelebilir, kaybolursa stagflasyon (durgunluk-Şişkinlik) riski artıyor.
– Dış politikada bölgesel çatışmalara rağmen dengeli gitmeye çalışma var, ama içeride kutuplaşma maliyet yaratıyor.
- Sosyal yapı: Katmanlar ayrışıyor
– Gelir dağılımı bozulmuş durumda. Orta sınıf eriyor, gençler ve yeni mezunlar için barınma temel kriz.
– Kadınların işgücüne katılımı ve genç işsizlik yapısal sorun.
– Buna karşılık toplumda girişimcilik, dijital işler, yurt dışı bağlantılı iş yapan kesimde hareketlilik var. Türkiye ikili bir yapıya kayıyor: Bir taraf dünya ile entegre,(Bütünleşmiş) diğer taraf geçim derdinde.
- Eğitim: En iyi bildiğim alan
Türkiye genelinde de tablo benzer: MEB’in kaynakları, öğretmen yükü, liyakat tartışmaları sürüyor. Özel okul ücretleri astronomik, devlet okulu ile makas açılıyor. Ama sahada “güven ve liyakat” ile fark yaratan yöneticiler oldukça sistem tamamen çökmüyor. Yani üstten çürük olsa da alttan tutan insanlar var.
- Genel tablo
İki senaryo konuşuluyor:
– Olumlu: Enflasyon %20 altına iner, yapısal reformlar başlar, yatırım ortamı düzelir, kredi notu yatırım yapılabilir seviyeye döner.
– Olumsuz: Enflasyon %22-25’te takılır, siyasi riskler derinleşir, reformlar ertelenir, “kırılgan büyüme” devam eder.
Yani verimsizlik insanlardan değil, ortamdan kaynaklı. 20 yıl paslanmış makineye bir anda motor taksanız çalışmaz. Önce pası sökeceksin, yağı vereceksin. Liyakatli yöneticilerin çalıştıkları yerlerde pas sökme aşamasına bile izin vermemişlerdir.
Özet cümle: Türkiye makro düzeyde nefes alıyor, mikro düzeyde nefes nefese. Teknik veriler iyileşiyor ama vatandaşın algısı ve güveni çok daha yavaş düzeliyor. O halde ülke olarak bir ailenin organları gibi hareket etmeliyiz. Sistemi çalıştıran şey Kanun ve yönetmelikler değil, güven ve ortak ruhtur. Bir olalım, İri olalım ve Diri olalım, kalın sağlıcakla.
