Eğitime Başarızlığı Önlemenin Yolları

Eğitimde başarısızlığı önlemenin yolları öğretmen tutum ve davranışı ile orantılıdır. Öğrencinin kendi dersiyle ilgili merakını uyanmasını sağlamalı ve öğrencinin merakını giderecek öğrenme ortamı oluşturmalıdır. Öğrenme; öğretmen tarafından öğrenci için anlamlı ve ihtiyacına uygun hale getirmelidir. Öğrencinin kaygı ve başarısızlığa neden olan sıkıntılarına duyarlı olunmalıdır. Kaygı ve sıkıntıların azaltılma yoluna gidilmelidir. Öğrencilerin bireysel farklılıkları her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Öğrencinin başara bilme duygusu kazandırılmalıdır. Öğrenciye başarabileceği sorumluluklar verilerek bu sağlanabilir. Her yaklaşım şeklinin ve kuramlarının her öğrenci için aynı sonuç vermeyebilir. Sınıfta herkesin ulaşabileceği ödüllendirme sistemi oluşturulmalıdır. Öğrenci olumlu davranış sergilediğinde hiç bekletilmeden geribildirim yapılmalıdır. Sınıfta öğrencinin kendine saygısı ve onur duygusu geliştirilmeli ve onu koruması sağlanmalıdır. Öğrenciyi rencide edecek, güvenini sarsacak, gururunu kıracak söz ve davranışlardan uzak durulmalıdır Öğrencilerin gurup çalışmaları yapmaları sağlanmalı ve başkaları ile iş birliği öğretilmeye çalışılmalıdır. Öğrencinin belirli bir gayesinin olması sağlanmalıdır ve bunu sınıf içi etkileşim ile başarıya ulaşmış insanlarının biyografileri ile ve diğer yaklaşım şekilleri ile kazandırılmaya çalışılmalıdır. Öğrencinin zamanı kullanması ve faaliyetlerini planlamasını öğretilmelidir Öğrencilerin aileleri ile diyaloğa geçilmeli ve ortak çalışma stratejileri geliştirmelidir. Hangi reçete olursa olsun uygulayıcılar eğer eğitimde ortak tutum geliştirmedikçe başarısızlığın önlenmesine imkân yoktur. Okulların günlük çalışma programları, sınıfta öğrenci ilgilerine cevap veremeyecek kadar ders sürelerini zaman bakımından çok kısıtlı hale getirmiştir. Okulda sessiz ve boyun eğen, emirle hareket eden bir sınıf topluluğu, aktif ve gürültülü bir sınıf topluluğuna yeğlenmektedir. Okulda bağımlı öğrenci davranışları bağımsız davranışlara yeğlenmektedir. Okulda öğrenciler işbirliğinden çok yarışmayı öğrenmektedirler. Okulda akademik gizilgüçlerin geliştirilmesi ön plana alınmış akademik olmayan güçlerin (resim, müzik, spor gibi) geliştirilmesiyle ilgili yaşantılar ihmal edilmiştir. Bu durum ise okullarda öğretim ayrıntılı olgular üzerinde yoğunlaşırken bunlardan genellemelere ulaşma ihmal edilmektedir. Öğretimde bilgi kazandırmaya önem verilmekte o bilginin öğrenci için ne anlama geldiği üzerinde durulmamaktadır. Sınıfta öğretmenler çocuğa konuları öğretirken aynı zamanda onlara kendi benlikleri hakkında olumsuz tutumlar edindirmektedir. Mutluluk ve neşe, sevinç ve kıvanç, dostluk, arkadaşlık, barış ve kardeşlik. Bütün bunların aslında hepsinin temelinde sevgi yatıyor. Sevgi öyle bir duygudur ki; ne kulağın işitir, ne gözün görür, ne tadabilir ne koklayabilir, dokunabilir. Ama bir de kalbin sevgi ile doluysa, başka ne diye bilinir ki. Öğretmen ve öğrenci ilişkilerine bakacak olursak; Ne kadar yıllık öğretmen olursanız olun, her gün sınıfa kafanızdakileri uygulamak ve öğretmek için girersiniz. Yine de iyi niyetle alınmış kararlarınızın öğrencilerin istekleri ile çatıştığını hemen anlarsınız. Karşınızdaki gerçek ihtiyaçları, beklentileri, sorunları olan öğrenciler vardır. Birçoğu sizi dinlemeyecek işbirliği yapmayacaktır. Günümüz öğretmenleri, sosyal çalkantılarla sarsılan bir kuşakta yetişen öğrencilerle karşı karşıyadırlar. Toplumdaki değişiklikler bizi heyecanlandırabilir veya umutsuzluğa sevk edebilir. Her şeye rağmen içinde bulunduğumuz dünyada yaşamak ve öğretmek zorundayız. Öğrencilerimizin belirli bazı beklentileri vardır. Kendi haklarını talep ettikleri veya otoritemizi sorguladıkları zaman onları cevaplamasını bilmeliyiz. Eski yöntemin ‘ben öğretmenim benim dediğim olur’ cevabı artık geçerliliğini yitirmiştir Burada kontrol kimin elinde? Sorusu aklımıza gelmektedir. Biz öğretmenlerin geleneksel disiplin yöntemlerinin neden çalışmadığını anlamanın ötesinde öğretim ve öğrenimde gerekli olan ve öğrencilerin ihtiyaç duydukları, özgürlüğü görmezden gelemeyiz, yön ve düzeni sağlayacak yeni yöntemlere ihtiyacımız vardır. Bu eşitlik çağında öğrencilerimizi nasıl güdüleyip, disipline sokabileceğiz? Sınıfta güç gösterilerinin özellikle öğretmen ile öğrenci arasında yeri yoktur. Yine de iyi bir eğitim- öğretim sağlanabilmesi için sınıf içinde düzenin sağlanması gerekir. Öğretmen ödül ve ceza dağıtan konum ve güç yolu ile üstünlük kurmaya çalışan bir despot olmayı seçebilir. Böyle bir sınıf düzenli olabilir ama öğrencileri demokratik bir topluma hazırlayamaz. Daha ötesi aşırı ödül ve cezanın öğrenmeyi engellediği görülmüştür. Öğrencileri kabul etmedikleri veya anlamadıkları bir şekilde denetim altına sokmaya çalışırsak güdülenmiş ve kendini disiplin etmiş kişiler yetiştiremeyiz O zaman öğrencilere istediklerini yapmalarına izin mi vereceğiz? Geri kalan tek seçenek sınırsız hoşgörü olan bir sınıf mı? Kişilik olarak inisiyatif almayan, boyun eğen, emirle hareket eden veya olaylara müdahale etmeyen bir tutumla öğrenmenin kendi kendine oluşmasını mı bekleyeceği?
Son söz olarak eğitimcilerimizin kendilerini günün şartlarına göre geliştirmeleri ve öğrencilerin istek ve ihtiyaçlarında göz önünde bulundurmaları gerekir.