Eğitimde sevgi ve otorite

Başarılı bir eğitim istiyorsak ancak sevgi ve disiplini sağlamada tam bir denge oluşturmalıyız. Ne disiplin sağlamak için sevgiden vazgeçmeli, ne de sevgi, disiplini bozmalıdır. Ana-babanın ve öğretmenin şahsiyetinden kaynaklanan uyumlu, anlayışlı ve sevgi dolu bir otorite, eğitim ve öğretim için gereklidir. Ana baba ve öğretmen, çocukları tarafından hem sevilecek hem de saygı duyulacak şekilde onları etkilemelidir. Çünkü eğitimde benimsenip örnek alınan kişiler, sevilen ve takdir edilen şahsiyetlerdir. Öğretmenin öğrencilerini sevmesi ve görevine derin bir bağlılıkla çalışması, onların duygu ve ihtiyaçlarını anlaması, sevgilerini ve bağlılıklarını kazanması hem onların çalışma ve başarılarını etkiler hem de öğretmenin karakter vasıflarıyla bir ölçüde yenileşmelerine sebep olur. Bazı aileler aşırı otoriter, bazıları tutarsız, bazıları kayıtsız ve karışmayan bir tutum gösterirler. Otoriter aileler, çocukların kendilerine ait duygu ve düşüncelerinin olduğunu kabul etmezler. Çocuklarını kendi arzuladıkları gibi yetiştirmek isterler. Tutarsız aileler çocuğun yaptığı bir şeye bazen müspet, bazen menfi bir şekilde vaziyet alırlar. Çocuk da yaptığı aynı hareket karşısında bir kızan bir seven bu ana-babaya ve yapılan işe karşı ne yapacağını şaşırır. O da benzer tepkiler geliştirir; karakter veya seciye bakımından ciddi problemler içine düşer. Çocuğun gelişiminde yaparak, yaşayarak gelişim, faaliyet ve hareket çok önemlidir. Ancak bu, çocuğun her istediğini yapmak anlamına gelmemelidir. İşte burada ‘otorite’ ve ‘hürriyet’ ilkeleri gerekli olacaktır. Aileler, çocuklarına verecekleri terbiyenin ilkelerini bilmelidir. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde bu ilkelere göre yetiştirilen çocuklar, atılgan, güvenilir, arkadaş canlısı, bağımsız, çevresine, kendisine karşı düşmanca duygulardan uzak yetişir. Çocuğu kendisine ve çevresine karşı düşmanca duygulardan kurtarmak kolay değildir. Çocuk aşağılanır ve kendini yetersiz hissederse karamsar ve düşmanca duygular içine girer. İyimserler, bütün zorluklara cesaretle göğüs gerer ve işi kolay tarafından ele alırlar. Kendilerine inançları vardır. Hayatı kolaylaştıran tavır içindedirler. Kendi değerlerini iyi bildikleri ve yetersizlik duygusu duymadıkları için hayattan fazla bir şey beklemezler. (Adler) Çocuğun şahsiyet gelişiminde, güvensizliğin ve aşağılık duygularının oluşmaması için ailelere gerekli rehberliğin çocuklar daha okula başlamadan verilmesi gerekmektedir. Aile rehberliğinde aşağılık duyguları ve telafisi konusu önemli bir yer tutmaktadır. Ailenin içinde bulunduğu sosyal ortam, iktisadî şartlar, mahrumiyetler ve bu durumun üzerlerinde oluşturduğu etkiler, eğitim düzeyi, çocukluk yıllarından itibaren yaşadıkları olumlu olumsuz her şeyin onlarda oluşturduğu duygular ebeveynin hayat felsefesini oluşturur. Bu duygular olumsuz ise şuuraltında bunlara karşı oluşturulan savunma mekanizmalarında genellikle çok güçlü ve karşı konulamaz biçimde herkesi yenmek, haklı olsun olmasın kendi dediği olsun şeklinde üstünlük iddiaları, her yerde sözü geçsin, hep kendi baş olsun şeklinde iddialar içinde olmak, başkalarının elindeki imkânlara karşı şiddetli haset duyguları cinsinden bir karmaşık oluşturabilir. Ana-babadan çocuğa ulaşacak sevgi ve güven ebeveynin müşterek bir faaliyetidir. Ana-babanın kendi aralarındaki anlaşma ve muhabbet, çocuğa sevgi ve muhabbet verecektir. Ana-babanın anlaşmazlık ve çekişmeleri çocuğun güvenini sarsar. Çocuğu sevmek demek, onun haklarına ve kişiliğine saygı ve özen göstermek demektir. Çocuğu ciddiye almak demektir. Çocuğun gelişim ihtiyacına uygun olan haklarını o anda vermek gerekir. Tam zamanında verilmeyen bu hakları çocuk mutlaka ilerde alacaktır. Fakat zamanında alamadığı hakları muhtemelen farklı bir şekilde telafi edeceğinden ana-babalar çocuğu anlamada zorluk çekeceklerdir. Çocuğun gelişim ihtiyaçlarının dengeli bir şekilde karşılanması gerekir. Bu denge çok önemlidir. Çocuğa verilecek hürriyet dengeli olmalı, hürriyet otorite ile dengelenmelidir. Ebeveyn otoriteyi de dengelemelidir. Aşırı otorite çocuğu sindirir veya saldırgan yapar. Denge, düzen, ölçü ve uyum, insan insana ilişkinin sağlıklı olabilmesi ve mutluluk için geçerli-gerekli ölçütlerdir. “bireyin kendi kendisiyle ve başkalarıyla barış içinde olduğu, davranışlarında denge, düzen ve ölçüyü koruduğu, çevreyle uyum sağladığı durum” olarak tanımlanabilir. Ruh sağlığı yerinde olan bir insan mutludur ve başkalarıyla sağlıklı iletişim kurabilecek durumdadır. Ruh sağlığının öznel ölçütü mutluluk, nesnel ölçütü ise başkalarıyla kurulan sağlıklı iletişimdir. Sağlıklı insan; insanları olduğu gibi kabul etmeyip kendisine göre değiştirmeye çalışmaz. Kendini tanıyıp benimsemek ve doğal davranmak; Sokrates, öğrencilerini gençlerin oluşturduğu okulun kapısı üzerine “ kendini bil!” uyarısını yazdırmış, Yunus Emre, “ ilim ilim bilmektir/ ilim kendin bilmektir/ sen kendini bilmezsin/ ya nice okumaktır” demiş. O halde eğitimde sevgi ve disiplini sağlamada tam bir denge kurulması gereklidir.