BU ÇAĞDA UMUTLU KALMAK
Son zamanlarda dost meclislerinde aynı cümleyi duyuyorum: “Hocam, içimiz daralıyor. “Haklılar. Ekonomi zor, eğitim yorgun, insan davranışları değişmiş, dünyada ise her gün yeni bir ateş yanıyor. Televizyonu açsan ayrı dert, sokağa çıksan ayrı dert. İnsan böyle zamanlarda soruyor: Umutlu olmak saflık mı? Hayır. Umutlu olmak saflık değil, en büyük direniştir. Bu çağda umutlu kalmak, iyimser bir Polyannacılıktan ziyade aktif bir direnç ve zihinsel bir disiplin biçimidir. Bu Çağda Umutlu Kalmanın Yolları. Modern dünyada bilgi kirliliği ve krizlerin yoğunluğu karşısında umudu korumak şu pratik adımlarla mümkündür: Etki alanına odaklanmak: Değiştiremeyeceğiniz küresel krizler yerine, kendi hayatınızda ve yakın çevrenizde doğrudan değiştirebileceğiniz durumlara enerji harcamak. Dijital diyet uygulamak: Sürekli felaket haberi tüketmenin (doomscrolling) yarattığı çaresizlik hissinin önüne geçmek için sosyal medya kullanımını sınırlandırmak. Mikro-eylemlerin gücüne inanmak: Büyük değişimlerin, küçük ve istikrarlı adımların birikimiyle gerçekleştiğini kabul etmek. Topluluk bağlarını güçlendirmek: Benzer değerleri paylaşan insanlarla bir araya gelerek yalnızlık hissini azaltmak ve dayanışmayı büyütmek. Ben 40 küsur yıl sınıfa girdim. Kamu ve özel her türde okul ve kurumlarda denetim yaptım sonunda şunu öğrendim: Hiçbir çocuk, “sizden adam olmaz” diyen öğretmenden bir şey öğrenmez. Çocuk ancak “sen yaparsın” diyen öğretmenden öğrenir. Ülke de böyledir. Ümitsizlik bir çözüm değildir. Ümitsizlik, bizi evimize kapatır, dilimizi susturur, kalemimizi kırdırır. Oysa bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey, konuşan, yazan, üreten insandır. Peki, nasıl umutlu kalacağız? Birincisi, büyük dünyayı değil, küçük dünyamızı güzelleştireceğiz. Biz bütün dünyayı düzeltemeyiz. Ama kendi sokağımızı temiz tutabiliriz. Kendi öğrencimize iyi bir ders anlatabiliriz. Kendi komşumuza selam verebiliriz. Dünya, küçük güzelliklerin toplamıdır. Tüketen değil, üreten olacağız. Bütün gün şikâyet dinlersek, şikâyet eden oluruz. Ama bir sayfa yazarsak, bir fidan dikersek, bir çocuğa kitap hediye edersek, üreten oluruz. Üreten insan umutsuz olmaz. İnsandan ümit kesmeyeceğiz. Evet, insan davranışları bozuldu. Ama dün köy çeşmesinde suyunu paylaşan o insan hala aynı insan. Dün tarlasının kenarındaki elmayı “yoldan geçen yesin” diye bırakan o vicdan hala yaşıyor. Biz o vicdana yatırım yapacağız. Ben umutsuz değilim. Çünkü ben sınıfta gözleri parlayan bir öğrenci gördüm. Çünkü ben tarlasını komşusu için sulayan bir köylü gördüm. Çünkü ben hala “hak neyse o olsun” diyen bir memur gördüm. Bunlar varsa, umut da var. Güneş her sabah doğuyor. Su akmaya devam ediyor. Bir öğretmen sınıfa giriyor. Ekonomi ve dünya haberleri 24 saat aynı şeyi tekrarlıyor. Beyin bunu “her yer kötü” diye kodluyor. Günde 1 saat haber yeter. Kalan zamanda mutlaka üreten bir şey yapın. Sizin için en iyisi yazmak. Bahçeyle uğraşmak, torunla zaman geçirmek, kitap okumak… Tüketen değil, üreten tarafa geçmek umutsuzluğun en iyi ilacı. Nesle değil, işe odaklanın. Siz çok iyi bilirsiniz, her nesil “bizden sonra gelenler bozuldu” der. Ama tarih gösteriyor ki her zor dönemden sonra çok iyi bir nesil gelir. Bizim görevimiz nesli yargılamak değil, görevimizi en iyi şekilde yapmak. Siz dersinizi en güzel şekilde anlatmaya, yazınızı en doğru şekilde yazmaya devam ederseniz, görevinizi yapmış olursunuz. Gerisi Allah’ın takdiri umutsuzluk bulaşıcı olduğu gibi umut da bulaşıcıdır. İçiniz çok daraldığında lütfen güvendiğiniz bir dostunuzla, ailenizle konuşun. Gerekirse bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin, bu zayıflık değil akıllılıktır.
Her zaman umutlu kalmak dileğiyle.
