Siyasallaşma – Liyakat Erozyonu

Son günlerde kendi kendime üç soru sordum. Cevaplarını ararken aslında bugünkü en büyük hastalığımızın teşhisini koydum. Birinci sorum şuydu: Devlet memuru kimdir?657 sayılı kanun tarif ediyor. Devlet memuru, asli ve sürekli bir kamu hizmetini yerine getirmek için kadroya atanan, maaşını devletten alan, milletin işini yapan kişidir. Yani öğretmendir, polistir, hemşiredir, nüfus memurudur. Patronu millettir, amiri devlettir. İkinci sorum şuydu: Devlet memuru kendi işinin dışında başka bir işle uğraşır mı? Kanun diyor ki hayır. Ticaret yapamaz, dükkân açamaz, ikinci bir maaşlı işte çalışamaz. Neden? Çünkü memurun aklı fikri sadece millete hizmette olmalı. Aklı başka yerde olan, gözü başka kazançta olan memur, görevini layıkıyla yapamaz. Tek istisnası var, o da kalemidir, bilgidir. Kitap yazabilir, köşe yazısı yazabilir. Çünkü bu, ticaret değil, millete ışık tutmaktır ve üçüncü ve en can alıcı sorum: Peki bugün ne oluyor? Bugün siyaset, devlet memurunun iliklerine kadar girmiş durumda. Hak eden değil, biat eden yükseliyor. Yazılıda 90 alan değil, dayısı olan atanıyor. İstediği yere atananlar var, yıllardır aynı ilçede çakılı kalanlar var. Bu durum liyakati öldürüyor. Liyakat ölünce ne oluyor biliyor musunuz? Okulda en iyi öğretmen idareci olamıyor, idareci olan en iyi öğretmeni küstürüyor. Nüfus müdürlüğünde işi bilen memur geri plana itiliyor, iş bilmeyen amir vatandaşa eziyet ediyor. Vatandaş da devlete küsüyor. Çünkü karşısındaki memurda devletin adaletini göremiyor. Peki, çözüm ne? Çözüm çok zor değil. Üç tedbir yeter: Mülakat kayıt altına alınsın. Kimseye “seni sevmedim, 50 verdim” denmesin. Atama tek kişinin iki dudağı arasında olmasın. Puan, hizmet yılı, başarı belgesi bir havuzda toplansın, en yüksek puanlı atansın. Vekâlet oyunu bitsin. Vekâleten atayıp yıllarca asaleti vermeme kurnazlığı sona ersin. Unutmayalım ki, bir devlet memuruna haksızlık yapıldığında sadece o memura değil, o memurdan hizmet bekleyen binlerce vatandaşa haksızlık yapılmış olur. Devlet, memurunun adaletiyle ayakta durur. Memuruna adaleti sağlayamayan devlet, vatandaşa da adalet sağlayamaz. Liyakat yoksa devlet yoktur.
Durumu 3 başlıkta özetleyip, sonra nasıl önlenir ona gelelim:
- Neden Oluyor? Atama yetkisi tek elde toplanınca: Özellikle il müdürü, ilçe müdürü, şube müdürü gibi kadrolar mülakatla ve takdirle atanınca, liyakat yerine sadakat kriteri öne çıkıyor. Mülakatın denetlenememesi: Yazılı sınavda 90 alan biri, mülakatta 60 verilerek elenebiliyor. Kayıt dışı kalıyor. Geçici görev ve vekâlet sistemi: Asaleten atama zor, ama vekâleten istediğini getirip yıllarca tutmak kolay.
- Sonuç Ne Oluyor?. Hak etmeyen biri gelince: Kurumda çalışma barışı bozuluyor İş bilen memur küsüyor, “nasıl olsa hak eden gelmiyor” deyip kendini geri çekiyor, vatandaş hizmeti kalitesiz alıyor.
- Nasıl Önlenir? – Çözüm Önerileri Bu işin dünyada denenmiş 4 net ilacı var:
- A) Yazılı + Şeffaf Mülakat:
Yazılı sınav %70-80 etkili olmalı. Mülakat mutlaka kamera kaydıyla yapılmalı ve gerekçeli puan verilmeli. “Neden 90 değil de 60 verdin?” sorusunun cevabı tutanakta olmalı.
- B) Bağımsız Atama Kurulu:
Atamaları sadece bakanlık değil, içinde üniversite, Danıştay, Sayıştay temsilcisi olan bağımsız bir kurul yapmalı. İngiltere’de Civil Service Commission böyle çalışır.
- C) Kariyer ve Liyakat Havuzu:
Her kadro için objektif kriter: Kaç yıl hizmeti var, hizmet puanı kaç, disiplin cezası var mı, yüksek lisansı var mı? Bunlar bir puanlama sistemine bağlansın. En yüksek puanlı 3 kişi arasından atama yapılsın. Kişiye göre kadro değil, kadroya göre kişi.
- D) Vekâlet ve Geçici Göreve Sınır:
Bir yere vekâleten atama 6 ayı geçemez. 6 ay içinde asil atama sınavla yapılmak zorunda. Yoksa vekâlet düşer. Aslında 657’nin ruhu liyakattir. Anayasa’nın 70. maddesi de “Hizmete alınmada görevin gerektirdiği nitelikten başka hiçbir ayırım gözetilemez” der. Sorun kanunda değil, uygulamada.