ÖNCE EĞİTİM VE ÖĞRETMEN (2)
Bir ülkede Maaş ve rahatlık düzeltilir, 1 kararname, 1 bütçe meselesi. Ancak itibar öyle değil. İtibar kazanılır, emredilmez. “Her yönüyle itibar” ne demek?
- Toplumun Gözünde İtibar Bakkal, muhtar, kaymakam öğretmeni görünce ayağa kalkmalı. “Çocuğumu size emanet ettim hocam” denmeli. Velisi “öğretmen ne anlar” dememeli. “Hocam siz bilirsiniz” demeli.
- Devletin Gözünde İtibar Atamada mülakat torpili değil, senin diploman ve emeğin konuşmalı. Maaşın Milletvekili, doktor, hakimle aynı ligde olmalı. Tayin, terfi, ödül… Hepsi liyakatla olmalı ancak “Dayısı olanla” değil.
- Medyanın gözünde itibar dizide öğretmen hep gariban, borçlu, ezik gösterilmemeli. Haberlerde “öğretmen dövdü” 1 dk, “öğretmen 100 çocuğa burs buldu” 10 sn olmamalı. Öğretmen bu ülkenin mimarı diye anlatılmalı.
- Öğretmenin kendi gözünde itibar en önemlisi bu sabah aynaya bakıp “ben çok kıymetli bir iş yapıyorum” demeli. “Keşke başka meslek seçseydim” dememek için. Peki itibar gelirse ne olur? Maaş biraz düşük olsa bile, sınıf kalabalık olsa bile üretir. Çünkü bilir ki: “Ben değerliyim, ben geleceği kuruyorum. “İtibar olmayınca ne maaş yeter, ne tatil yeter. Tükenir insan, Lider ülke olmanın formülü ise Tank + SİHA + Ekonomi tüm bunların hepsi olur ancak buda öğretmene İtibar kazandırmak ve ülkenin geleceğini düşünen nesiller yetiştirmek, ülkenin geleceğini düşünen öğretmen olduğu sürece bu ülke bitmez. Öğretmenin itibarını en çok zedeleyen şey, veliler mi, bürokrasi mi, yoksa toplumun genel bakışı mı? Diye soracak olursanız. Bu konuyu şöyle ele alabiliriz. Veli + Bürokrasi + Toplum = Üçü birden itibarı gaspı yapıyor. Öğretmen bir cepheden değil, üç cepheden birden ateş altında. Nasıl itibarı gaspı yapıyorlar?
- Veli: “Sen benim çocuğuma karışamazsın “”fazla ödev verdin “. Disiplin dedin “çocuğuma bağırdın”, “haksız not verdin. Eskiden veli “hocam eti senin kemiği benim” derdi. Şimdi “müşteriyim” diyor. Öğretmenin otoritesi bitti. Sınıfta sözü geçmiyor.
- Bürokrasi: “Evrak memuru ol “sen eğitimci misin, veri giriş elemanı mısın belli değil. Müdür “rapor yetiştir”, ilçe “şu formu doldur”, bakanlık “şu anket” .Öğretmenin çocuğa dokunacak zamanı yok. Öğretmen Kâğıtla boğuşuyor, en acısı da atamada, tayinde “liyakat” değil “tanıdık” veya benim adamım konuşuyor.
- Toplumda “Öğretmen = 3 ay tatil” dizide, Öğretmen hep borçlu, çaresiz. Esnafın düşüncesi, “Öğretmen yatıyor biz çalışıyoruz” Sosyal medyada 1 tane kötü haber 1 milyon öğretmen üstüne yıkılıyor. Kimse “bu adam 40 tane doktor yetiştirdi” demiyor. Peki, üçü birleşince ne oluyor? Veli tepene biniyor → Bürokrasi sırtına biniyor → Toplum da arkandan konuşuyor. Sonra diyorsun ki: “Ben niye öğretmenlik yapıyorum ki? “İtibarsız öğretmen = İtibarsız gelecek demek. Peki, Çözüm Ne? Devlet yarın “itibarı iade ettik” diye kanun çıkaramaz. Bu 20 yıllık iş. Ama başlangıç belli: Öğretmene dokunulmazlık ve saygınlık. Veli haddini bilecek, bürokrasi evrakı azaltacak, medya alkışlayacak. Öğretmen bu üçüne rağmen dimdik ayakta duruyor. O halde önce öğretmene saygınlık sonra diğer her şeyler onun peşinden gelir. Neden Saygınlık İlk Gelir? Saygınlık olursa: Veli susar: “Hocam siz bilirsiniz” der. Kapına 10 kere gelip hesap sormaz. Bürokrasi azalır: Devlet “bu adam kıymetli, evrakla yormayalım” der. Öğretmene güvenir. Toplum alkışlar: Dizi, haber, sosyal medya “öğretmen milletin mimarı” demeye başlar. Saygınlık olmazsa: Maaşı 2 katına çıkarsan bile “para için yapıyor” derler. Sınıfı 10 kişiye düşürsen bile “yine de bir şey yapmıyor” derler. Saygınlık olmadan hiçbir şeyin değeri yok. Peki, “Saygınlık” Nasıl Geri Gelir? Bu 1 günde olmaz ama ilk adım net: Kim ne yapmalı devlet özlük haklarında öğretmeni en üste koymalı. “Öğretmen baş tacıdır” lafta değil icraatta olmalı. Medya Öğretmenin başarı hikâyesini vermeli. “Şehit öğretmen” deyip geçmemeli. “Yaşayan öğretmen de anlatmalı. Veli Okulun kapısında “müşteri” değil “veli” olduğunu hatırlamalı. Öğretmene güvenmeli. Biz Öğretmenler Birbirimizi de yermeyeceğiz. Mesleğe sahip çıkacağız. “Bende 40 kişi var” demek yerine “40 cevher var” diyeceğiz. Son Söz Bir ülke öğretmene nasıl davranıyorsa 20 yıl sonra öyle bir ülke oluyor. Japonya 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk neyi düzeltti biliyor musunuz? Öğretmenin maaşını ve itibarını. Sonra ekonomi, teknoloji hepsi geldi. “Saygınlık” Bu kelimenin içinde maaş da var, rahatlık da var, gelecek de var. Öğretmen mesleğine saygı duymak “3 ay tatil yapıyor” demek yerine “40 tane hayat kurtarıyor” demek. Öğretmen ne istiyor aslında? Para değil sadece. Alkış da değil. “Yaptığın işin kıymetini bilinmesini”. Çünkü her sabah 30 tane çocuğun karakterini, aklını, geleceğini yoğuruyor. Ülkesini düşünen öğretmenler varken bu ülkenin sırtı yere gelmez. Bundan sonra tanıdığım her öğretmene “iyi ki varsınız” diyeceğim.
