Millet olma ve Komşuluk şuuru
Millet olma şuuru aynı dili konuşmasan, aynı şehirde doğmasan bile “biz” diyebilme hâlidir. Ortak geçmiş, ortak dert, ortak gelecek tasavvuru etrafında toplanmaktır. Millet olmanın temel unsurları ise; Çanakkale, 15 Temmuz, depremde yardımlaşma gibi sevinçte ve kederde birleşme. Ortak değerlerimiz ise; Bayrak, vatan, dil, adalet duygusu, misafirperverlik gibi üzerinde uzlaşılan kavramlar. Bütün bunların yanında sorumluluk duygusu da önemlidir. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dememek. Ülkenin bir yerindeki sorun için de harekete geçme bilinci kısaca: Millet şuuru, nüfus cüzdanında yazandan fazlasıdır. Aynı gemide olduğunu bilmektir. Birde bunun yanında komşuluk şuuru üzerinde durmak istiyorum. Kapı komşunu ailenin uzantısı gibi görmektir. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözünün pratikteki karşılığıdır. Peki, bu durumu nasıl sağlanır ancak bu durum ise güven ile sağlanır. Komşuluk ta güven çok önemlidir buna örnek verecek olursak, anahtarı bırakabilmek, çocuğu emanet edebilmek. Bütün bunlarından başka paylaşım da önemli yer tutar mesela; aşure, bayram yemeği, taziye çorbası. İyi günde de kötü günde de ilk çalınan kapı olmak gibi. Ayrıca birbirimizin hakkını da gözetme durumundayız. Gürültü yapmamak, ortak alanı kirletmemek. Hz. Peygamber’in “komşu komşunun külüne muhtaçtır” hadisi bu şuurda olmak ancak bu durum şehirleşmeyle zayıfladı gibi görünse de deprem, yangın gibi afetlerde ilk 72 saatte devlet değil komşu gelir. Şuur aslında ölmedi, ancak uykuda. Millet şuuru “büyük bizi, komşuluk şuuru “yakın bizi inşa eder. İkisi de insanı yalnızlıktan çıkarır, insan tanımadığı birine selam verebiliyorsa, çocuk parkta rahat oynuyorsa. O halde güvenli toplum olmanın temelinde orada şuurlar yaşıyordur. İş bulma, dert anlatma, hasta bakma gibi işler sadece kurumla çözülmez. Komşuluk ve millet bağı bu boşluğu doldurur. Büyük felaketlerde resmi yardımdan önce komşu tenceresi, millet dayanışması devreye girer. Millet şuuru ufkunu, komşuluk şuuru sokağını emanet bildiğin zaman ortaya çıkar. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Biri vatanı, diğeri mahalleyi ayakta tutar. İkisi de aslında aynı kökten beslenir: “İnsan onuru” dediğimiz o değer. Onurlu insan, komşusunu da milletini de sahipsiz bırakmaz. Afet zamanı, cenazede, düğünde, ramazanda bir anda herkes millet ve komşuluk şuurunu hatırlıyor. Apartmanda yıllarca selamlaşmayan insanlar, asansör bozulunca imeceye giriyor. Gündelik hayatta. Hız, kalabalık, ekran… Kapı çalma azalınca komşuluk, ortak dert konuşulmayınca millet şuuru sessizleşiyor. Ama “kısmen” varsa, çoğaltılabilir. Küçük hareketler büyük etki yapabilir. Bir tabak yemek, asansörde selam, site grubunda sadece şikâyet değil teşekkür mesajı. Millet olmak hem çok kolay hem çok zor! toplum olarak birlikte biriktirilen anılar, ortak değerlere sahip olmak, birbirine sahip çıkmak., birbirine saygı duymak . Bir millete kimlik kazandıran, diğer milletlerle arasındaki farkı belirlemeye yarayan, tarih boyunca meydana getirilen o millete ait maddî ve manevî değerlerin uyumlu bir bütünüdür. Bir toplumu millet yapan ve onun bütünlüğünü sağlayan millî kültürdür. Eskiden hayatın birçok yönünde daha farklı bir ruh vardı. Arkadaşlıklar daha samimiydi, komşuluk daha sıcak, insan ilişkileri daha içtendi. İnsanlar birbirine yaklaşırken empatiyi, yani karşısındakini anlamayı önemserdi. Eğitim sadece bilgi vermekle kalmaz, insan olmanın değerlerini de öğretirdi. Adalet, meslek ahlakı ve sorumluluk duygusu daha güçlü hissedilirdi. İnsanlar birbirine daha çok değer verir, sadakati daha büyük bir erdem sayardı. Meslekler yalnızca geçim kapısı değil, aynı zamanda bir onur meselesiydi. İnsanlar yaptıkları işte dürüstlüğü ve hakkaniyeti gözetirdi. Vatan sevgisi de farklı bir anlam taşırdı. Açlıkta da yoklukta da, savaşın en zor günlerinde bile bir karış toprak için canını ortaya koyan insanlar vardı. Eskiden insanlar ellerindekine sahip çıkmayı, şükretmeyi daha iyi bilirdi. Şimdi ise çoğu zaman sahip olduklarımız yetmez oluyor; daha fazlasını istemek, daha fazlasını aramak neredeyse alışkanlık hâline geliyor. Bugün ise çoğu zaman tam tersi bir düşünceyle karşılaşıyoruz; imkânı olan bile “Nereye gitsem, hangi ülkeye yerleşsem?” diye düşünüyor. Belki zaman değişti, belki şartlar farklılaştı. Ama insanın içindeki değerler değişmemeli. Çünkü dostluk, merhamet, adalet, vatan sevgisi ve empati bir toplumu ayakta tutan asıl şeylerdir. Bunlar kaybolduğunda sadece geçmişi özlemek kalır. Oysa önemli olan, o değerleri yeniden hatırlayıp yaşatabilmektir. Konuşmadan gözleri ile anlaşabilen bir millet tek beden gibi hareket eder. Herkes vazifesinin şuurundadır. Boş konuşmalara, ego yarıştırmaya, boş tartışmalara orada yer yoktur. Vazife vardır ve yapılır. Bunun adı Millet olma şuurudur ve bu şuura sahip olan bir milleti kimse yenemez.
